Ana Sayfa Kariyer Üniversite Türkiye'de Korumacı Ticaret Politikaları Dönemi

Türkiye’de Korumacı Ticaret Politikaları Dönemi

1930-1950 Korumacı Ticaret Politikaları Dönemi

Cumhuriyeti kuran kadrolar tam bağımsızlığın ancak milli bir ekonomi kurularak sağlanabileceğine inanmaktalardı. Milli bir ekonomi kurulması için itici güç olarak görülen sanayi sektörü, liberal politikaların yürütüldüğü 1923-1929 döneminde yeterince gelişmemiştir. 1929 Büyük Buhranının etkileri de buna eklenince siyasi otorite ekonomi politikalarında değişikliğe gitmeye mecbur kalmıştır. Liberal ekonomi politikalarından, karma ekonomi politikalarına geçilmesinin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz;

• Özel sektör ve doğrudan yabancı sermaye girişlerine dayalı sanayileşme uygulamasının başarısız olması,
• 1929 Ekonomik Buhranının özellikle liberal ekonomiyi uygulayan ülke ekonomilerini derinden etkilemesi,
• Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin(SSCB) uyguladığı planlı ekonomi politikalarının 1929 krizinden liberal ekonomiye sahip ülkelere nazaran daha az olumsuz etkilenmesi ve uygulanan planlı ekonomi politikalarının ilk sonuçlarının olumlu olması,
• Klasik iktisat literatüre göre ekonomik dengesizlikler kendiliğinden yani “görünmez el” tarafından giderilecektir. Fakat 1929 Büyük Buhranı ile bu mekanizmanın çalışmadığı görülmüştür. Bu nedenle klasik iktisat okuluna olan güven sarsılmış ve devletin piyasalara müdahalesini savunan görüşün önem kazanması,

Bu nedenlerden dolayı Türkiye ekonomisi daha dışa kapalı bir ekonomi politikası izleyerek devlet eliyle sanayileşme politikasını yani “devletçilik” ilkesini devreye sokmuştur. Devletçiliğin bizzat Atatürk tarafından yapılan tanımı şu şekildedir;

“Bizim tatbikini uygun gördüğümüz, ‘mutedil devletçilik prensibi’, bütün istihsal ve tevzi vasıtalarını fertlerden alarak, milleti büsbütün başka esaslar dahilinde tanzim etmek gayesini takip eden sosyalizm prensibine müstenid kollektivizm yahut komünizm gibi hususi ve ferdi iktisadi teşebbüs ve faaliyete meydan bırakmayan bir sistem değildir. Bizim takip ettiğimiz devletçilik, ferdî mesaî ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için, milletin umumî ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde, bilhassa, iktisadî sahada devleti fiilen alâkadar etmek mühim esaslarımızdandır”. (Eröz, 1981, s. 149)

1929 Ekonomik krizinin ardından Türkiye yeni bir dış ticaret politikası uygulamaya başlamıştır. Sanayileşmenin hızlandırılması için uygulanan yeni dış ticaret politikasının temelini, gümrük tarifelerindeki yeni düzenlemeler, kambiyo kontrolü, ikili ticaret anlaşmaları ve ithalatın kısıtlanması için alınan tedbirler oluşturmuştur. (Seymen D. A., 2009, s. 17)

Türkiye ayrıca 1930’lu yıllarda dış ticaret açıklarını ortadan kaldırabilmek için, ikili ticaret anlaşmalarına yönelmiştir. İkili ticaret anlaşmaları arasında Türkiye tarafından en çok tercih edilenler kliring ve takas anlaşmaları olmuştur. 1934-1939 döneminde toplam ithalatın %84’ü, ihracatın ise %81’i kliring ve takas anlaşmaları kanalıyla yapılmıştır. (Seymen D. A., 2009, s. 18) 1931’de ithalata konan kota uygulaması ve ihracatın denetlenmesi hakkında kanun korumacılığın ilk adımı olarak görülebilir. (Savrul, Özel, & Kılıç, 2013, s. 63)

Devlet eliyle sanayileşme I. Beş Yıllık Sanayi Kalkınma Planı ile 1934 yılında uygulanmaya başlamıştır. Uygulanan kalkınma planının başarısı üzerine 1938-1942 yıllarını kapsayan II. Beş Yıllık Sanayi Kalkınma Planı hazırlanmış fakat II. Dünya Savaşı sebebiyle uygulanamamıştır. Savaş döneminin olumsuzluklarını engellemek için 1940 yılında Milli Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunla hükümete, ülkenin ihtiyacı olan zorunlu ithal mallarını ve bunların miktar, cins ve çeşitlerini belirleme yetkisi verilmiş, ithal ve ihraç malları fiyatlarına kontrol mekanizması getirilmiştir. (Seymen D. A., 2009, s. 18-19)
II. Dünya Savaşı sonrasında dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yönünde gelişmeler yaşanmıştır, Türkiye’de bu gelişmelerin dışında kalmamış ve 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’na (GATT) taraf olmuştur.

1930-1950 dönemi dış ticaret verileri Şekil3.2’de verilmiştir. Veriler incelendiğinde hem 1929 Büyük Ekonomik Buhranının hem de 1929 yılında değiştirilen gümrük tarifeleri sebebiyle, ithalat ve ihracatın 1932 yılına kadar azaldığı görülmektedir. Bahsi geçen dönemin en önemli özelliği, dönem boyunca genel olarak dış ticaret fazlası verilmiş olmasıdır. 1933-1938 dönemine bakıldığında ise, ithalatın artmasının esas nedeninin sanayi için gerekli olan ara ve yatırım mallarındaki dışa bağımlılık olduğu söylenebilir. (Seymen D. A., 2009, s. 20) İhracatta meydana gelen artışlar ise, tarımda yaşanan iyi hasat dönemlerinin etkisi, Nazi Almanya’sının silahlanma için gerek duyduğu başta krom olmak üzere madencilik ürünlerine olan talebi ve dış ticaret açıkları vermeyi engellemek amacıyla yapılan ikili ticaret anlaşmalarının getirdiği yükümlülükler sebebiyle ödemelerin ihraç ürünleriyle yapılması olarak gösterilebilir.

1939-1946 dönemi incelendiğinde; Türkiye 1939-1945 yılları arasında yaşanan II. Dünya Savaşının son zamanlarına kadar tarafsızlığını korumasına rağmen ekonomik anlamda savaşın etkisini derinden hissetmiştir. 1946 yılına kadar dış ticaret fazlası verilmiştir. 1940 yılında çıkarılan dış ticaret açıklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan Milli Koruma Kanununun bunda etken olduğu söylenebilir.

Türkiye 7 Eylül 1946 tarihinde büyük bir devalüasyon yapmıştır. (Alkin, 2004, s. 120) Bu devalüasyon aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ki ilk devalüasyondur. Yapılan devalüasyon ile TL’nin değeri %53,6 oranında düşürülmüştür. Sonuç olarak 1 ABD Doları, 2.80 TL olarak belirlenmiştir. Yapılan devalüasyon sonucunda ithalatta neredeyse %100 bir artış yaşanmışken, ihracata belirgin bir değişim yaşanmamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Eklenenler

Borsa’da Yabancı Takas Oranı ve Önemi

Borsa'da işlem yapanların yakından takip ettiği yabancı takas oranı borsanın yönü hakkında önemli veriler...

Ekonomi Politikası ile Faiz Oranları – TCMB İlişkisi

Türkiye Ekonomisi faiz oranlarının yüksek olmasının temel sebepleri 1- Para Politikası (TCMB), 2- Maliye Politikası (Hükümet), olarak...

Joseph Alois Schumpeter (1883-1950)

Özet Bu çalışma içerisinde Joseph Alois Schumpeter’ın ekonomi bilimine katkıları çağdaş iktisadi düşünce tarihi açısından...

Zekice İş Fikirleri Yaparak Farklı Olun

Herkes zekice iş fikirleri düşünerek daha önceden yapılmayanı bulmaya çalışmak ister. Hep yapılan işler...