Ana Sayfa Kariyer Üniversite Türkiye'de Dış Ticaretin Tarihsel Gelişimi

Türkiye’de Dış Ticaretin Tarihsel Gelişimi

Türkiye’nin dış ticaretinin tarihsel gelişimini bölümlere ayırarak incelemek faydalı olacaktır. İncelemede dikkate alınacak dönemler şunlardır; (Seymen D. A., 2009, s. 12)
1) 1923-1929 Cumhuriyetin Kuruluş Yılları Dönemi
2) 1930-1950 Korumacı Dış Ticaret Politikaları Dönemi
3) 1950-1962 Kısmi Liberalizasyon Dönemi
4) 1963-1980 Planlı Kalkınma Dönemi
5) 1980 Sonrası Dışa Açılma Dönemi
6) 1996-… Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Entegrasyonu Sonrası Dönem
1930’lardan, 24 Nisan 1980 kararlarına kadar olan dönemde ithal ikameci sanayileşme politikası ve müdahaleci dış ticaret politikaları uygulanmıştır.

Türkiye’de Dış Ticaret

1923-1929 Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarında Türkiye’nin Dış Ticareti
Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne ekonomik anlamda olumsuz bir miras kaldığını söyleyebiliriz. Osmanlı Devleti hammadde ihracatçısı, sanayi ürünlerinin ithalatçısı ve maliyesini dış borç ile döndüren bir ülke konumundaydı.

Osmanlı Devleti ilk dış borcunu Kırım Savaşı sırasında 1854 yılında almıştır. Alınan kredilerin ekonomiyi desteklemek için verimli yatırımların finansmanında kullanılmaması ve çöküş dönemindeki devletin askeri harcamalarının artması gibi sebeplerden dolayı alınan borçların sayısı hızla artmıştır. 1854-1914 yılları arasında toplam 41 kez dış borçlanma yoluna başvurulmuştur. (Anbar, 2009, s. 18)
Osmanlı Devletinin borç ihtiyacını gidermek için kurulmaya başlanan bankalar sayesinde de iç borçlanma artmaya başlamıştır.Artan iç ve dış borçlar ve borçların faiz ve anaparalarını ödemekte zorluk çeken, Osmanlı Devleti 1875 yılında moratoryum ilan etmiştir. 20 Aralık 1881 yılında ise borç ödemelerinin düzenli yapılabilmesi için “Muharrem Kararnamesi” ilan edilmiş ve Düyun-u Umumiye İdaresi kurulmuştur. (Yavuz, 2009, s. 207)

Osmanlı devlet borçlarının ödenmesi için gelirlerinin yeterli olmayacağı görülmüştür. Bu nedenle borçların azaltılması yoluna gidilmiş; kararname yayınlandığı tarihte toplam borç miktarı 239.5 milyon liradan 125.3 milyon liraya indirilmiştir. Ayrıca yıllık anapara ve faiz ödemeleri 13.2 milyon liradan 7.6 milyon liraya indirilmiştir. (Yavuz, 2009, s. 207)Bu ağır borç yükü ve Kurtuluş Savaşı’nın bıraktığı ağır yıkım düşünüldüğünde genç Türkiye’ye ağır bir ekonomik miras kaldığı görülebilir.29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiş ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan askeri başarılar sayesinde Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Fakat başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında ve ardından Cumhuriyet’in ilanında payları olan ileri gelenler, tam bağımsız bir Türkiye’ye ancak milli bir ekonomi kurularak ulaşılabileceğini düşünüyorlardı.

Atatürk bu düşüncesini Birinci İzmir İktisat Kongresinin açılış konuşmasında; “Siyasal, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.” (Atatürk Araştırma Merkezi, 2006) sözüyle dile getirmiştir.Henüz milli sınırları belirleyecek olan Lozan Anlaşması imzalanmadan Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından bir iktisat kongresinin toplanması zaten başlı başına ekonomik kalkınmaya ne kadar önem verildiğinin kanıtıdır.

Lozan Anlaşması ekonomik maddelerde içeren bir anlaşma olmuştur. Özellikle Osmanlı kamu dış borçlarının Türkiye’ye düşen payının 1929 yılından itibaren ödenmeye başlanacak olması ve Osmanlı’nın 1 Eylül 1916 tarihinde uygulamakta olduğu gümrük tarifelerinin beş yıl boyunca yürürlükte kalacağı maddeleri Türkiye ekonomisine ek yükler yüklemiştir. (Kepenek, 2012, s. 34)

Buna ek olarak ağır ekonomik etkileri olan kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Kapitülasyonlar gibi milli bir ekonominin kurulmasının önündeki en büyük engellerden birinin ortadan kalkmış olması genç Cumhuriyet için son derece önemli bir kazanımdı. Fakat, Osmanlı Devleti’nin 161 milyon altın liralık toplam borcunun, 107 milyon altın liralık kısmının Türkiye tarafından ödeneceğinin taahhüt edilmesi, genç Türkiye Cumhuriyeti için ağır bir ekonomik yük anlamına gelmektedir. (Özçelik & Tuncer, 2007, s. 257)

Bu gelişmelerin ardından yeni devletin ekonomi politikalarını belirlemek için bir kongre düzenlenmesi düşünülmüştür. Aslında bu kongreyi ilk olarak Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından İstanbullu Türk tüccarlar tarafından kurulan Milli Türk Ticaret Birliği, Ocak 1923’te Ticaret-i Hariciye kongresi adı altında organize etmek istemiştir. Bu esnada Ankara Hükümeti İktisat Vekaleti de hem Lozan anlaşması görüşmelerinde yaşanan zorlukları dünyaya aktarmak hem de ekonominin gelecekte izleyeceği yol haritasını belirlemek amacıyla bir iktisat kongresi düzenlemeyi planlamaktaydı. (Özçelik & Tuncer, 2007, s. 255)

İzmir İktisat Kongresi

İzmir İktisat Kongresi, Milli Türk Ticaret Birliği’nin ve çiftçi, tüccar, sanayici, işçi gibi toplumun birçok kesiminden 1135 temsilcinin katılımıyla 17 Şubat- 4 Mart 1923 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. (Parasız, 1998, s. 3)

Kongrede alınan bazı kararlar şöyledir; (Vural, 2008, s. 79-80) (Varlı & Koraltürk, 2010, s. 135-137)

• Milli menfaatlere aykırı olmamak kaydıyla yabancı sermayeye izin verilecektir.
• Özel girişimin teşvik edilmesi için kredi olanağı sağlanacaktır.
• Ulaştırma, haberleşme ve eğitim gibi altyapı hizmetlerini devlet üstlenecektir.
• Yurtiçinde ihtiyaç kadar üretilen ürünlerin ithalatını kısıtlama amaçlı ağır gümrük vergileri uygulanacaktır.
• Ülke içinde üretilemeyen ve sanayinin gelişmesi için önemli olan hammadde, makine ve teçhizatlar gümrükten muaf tutulacaktır.
• Yurtiçinde üretilen ürünlerin korunması için koruyucu gümrük tarifeleri kabul edilecektir.
• Aşar vergisi kaldırılacaktır.
• İşçiler günde en fazla 8 saat çalıştırılabilecek ve çalışanların haftada bir gün izinleri olacaktır.
• Kambiyo merkezleri ve bilhassa nakit ve tahvilat borsaları millileştirilecektir.
• Lüks ithalattan kaçınılacak bu amaca yönelik tedbirler alınacaktır.
• Reji idaresi ve yönetimi kaldırılacaktır.
• Türk limanlarında kabotaj hakkı sağlanacaktır.
• Tüm çalışanlara sendika hakkı tanınacaktır.
• Teşvik-i sanayi kanunu tekrar düzenlenecektir.

İzmir İktisat Kongresinde özel teşebbüse önem veren ve dışa açık ekonomi politikaları benimsenmiştir. Alınan kararların hem liberal hem de milliyetçi görünümde olduğu da söylenebilir. (Savrul, Özel, & Kılıç, 2013, s. 61-62)

Şekil 3.1’de görüldüğü üzere 1923-1929 döneminde Türkiye’nin ithalatı ihracatından fazla gerçekleşmiştir. Bunda Türkiye ekonomisinin Osmanlı’nın dışa bağımlı yapısını devralması, Lozan Anlaşması sebebiyle düşük gümrük tarifelerinin sürmesi, uzun savaş yıllarından sonra ithalatın daha serbest olması ve özellikle sanayi makine, teçhizat ve sınai mallarında dışa bağımlı olunması nedenler olarak gösterilebilir. Dönem içerisinde ihracatın ithalatı karşılama oranının giderek yükseldiği görülmektedir.

1923-1929 döneminde liberal ekonomi politikaları uygulanmış ve özel sektör yatırımlarına önem verilmiştir. Özel sektör yatırımlarını teşvik etmek için 1927 Teşvik-i Sanayi kanunu yürürlüğe konulmuştur. Bahsi geçen kanunun sağladığı teşvikleri üç grupta inceleyebiliriz; (Seymen D. A., 2009, s. 15)

a) Üretim ve yatırım maliyetlerini düşürecek; yatırımcıya parasız arazi sağlanması, harç ve resimlerde muafiyet, üretim için hammadde ve teçhizat ithalinde gümrük vergisi muafiyeti,
b) Belli bir süre bölgesel tekel oluşturma izninin verilmesi,
c) Girişimcilerin gelirlerinin artırılarak yatırım yapılmasının teşvik edilmesi; gelir vergisi muafiyeti, yurtiçi üretime %10’a varan prim verilmesi ve yabancı mallardan %10 pahalı bile olsa yurtiçinde üretilmiş olan malların kamuda kullanılması zorunluluğu,

Fakat uygulanan bu tedbirlere rağmen özel sektör yatırımları kalkınmayı sağlayacak düzeyde gerçekleşmemiştir. Bunda; Türk yatırımcısının sermaye birikiminin yetersizliği, dış yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapmaya istekli olmaması ve yurtdışı kaynaklı doğrudan yatırım kaynaklarının bahsi geçen dönemde fazla gelişmemiş olması etkendir.

1929 yılında ise tüm dünyayı etkileyen Büyük Ekonomik Buhran patlak vermiştir. Büyük buhran sonucunda dünyada ekonomik durgunluk görülmeye başlamış ve dış ticaret hacmi % 60 düzeyde azalmıştır. (Bakırtaş & Tekinşen, s. 89) Tüm dünyada derin etkiler yaratan bu kriz iktisat alanındaki görüşleri de derinden etkilemiştir.

Milli ekonomi kurma amacıyla girişilen liberal çabalar, Büyük Buhran ve ülke içi ve dışında yetersiz olan doğrudan yatırımlar sebebiyle başarıya ulaşamamıştır. Bu başarısızlık Türkiye’nin liberal ekonomi politikalarını bir kenara bırakarak devletin ekonomide aktif rol aldığı “devletçi” politikaları uygulamaya başlamasına neden olmuştur.

1) 1923-1929 Cumhuriyetin Kuruluş Yılları Dönemi
2) 1930-1950 Korumacı Dış Ticaret Politikaları Dönemi
3) 1950-1962 Kısmi Liberalizasyon Dönemi
4) 1963-1980 Planlı Kalkınma Dönemi
5) 1980 Sonrası Dışa Açılma Dönemi
6) 1996- Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Entegrasyonu Sonrası Dönem

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Eklenenler

Bayilik Alarak İş Kurmak Mantıklı mı

İş hayatına atılıp iş kurmak isteyenler genellikle ilk olarak bir markanın, firmanın bayiliğini alarak...

Borsa’da Yabancı Takas Oranı ve Önemi

Borsa'da işlem yapanların yakından takip ettiği yabancı takas oranı borsanın yönü hakkında önemli veriler...

Ekonomi Politikası ile Faiz Oranları – TCMB İlişkisi

Türkiye Ekonomisi faiz oranlarının yüksek olmasının temel sebepleri 1- Para Politikası (TCMB), 2- Maliye Politikası (Hükümet), olarak...

Joseph Alois Schumpeter (1883-1950)

Özet Bu çalışma içerisinde Joseph Alois Schumpeter’ın ekonomi bilimine katkıları çağdaş iktisadi düşünce tarihi açısından...