Biz tarım ülkesiyiz savını sürdürme çabası içerisindeyiz fakat bu çaba yeterli değil.
Özellikle döviz kuruna bağlı olarak girdi miktarlarındaki artışlar çiftçiyi üretim konusunda ciddi endişelere ve gelecek konusunda belirsizliklere sürüklemekte ve bu durum tarımsal ve hayvansal üretimi doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de girdi fiyatlarındaki artış, üretimde daralmaya yol açmaktadır.

Çiftçiler sürekli ürün fiyatları ile girdi fiyatlarını kıyaslamaktadırlar. Girdi fiyatlarındaki artış ile beraber enflasyondaki yükseliş de çiftçiyi tüketici olması yönünden olumsuz etkilemektedir.
Son 1 yılda %100’ü aşan gübre fiyatlarındaki yükselişe karşı gübre cinslerine göre değişmekle birlikte %15’lere varan bir indirim sağlanacağını açıklasa da bunun üretimi artırmak açısından yeterli olmadığı mevcut maliyet ortamında üretim motivasyonunu sağlamak adına daha fazla adımlar atılması gerekmektedir.
Türkiye’de genel fiyatlardaki artış çiftçinin eline geçen gelirlerde reel azalma oluşturmaktadır. Türkiye’de kiracılık ve ortakçılık ilişkilerinde gelecek açısından belirsizlik oluştrmaktadır. Araziyi kiralayan ya da kiralamak isteyenin geleceğe ilişkin net olarak önünü göremediği için gelecek yılın üretim miktarı veya boş kalan arazi artışları da tahmin edilememektedir.

Hükümetin Gıda Enflasyonu Adına Politikası Üzerine;
Ülkemiz tarım ve gıda maddeleri üretimi açısından 201 ülke arasında 23. Sırada ve yaklaşık 50 ürünün üretiminde ise ilk 10 da yer almaktadır. Bazı tropik bitkiler dışında her türlü bitkisel ürün üretebilecek toprak yapısı ve iklim koşullarına sahip olmamıza rağmen, tarımsal sulamanın yetersizliği, arazi yapısının parçalı olması, işletmelerin ölçek yapısının küçüklüğü ve sahip olduğumuz tarımsal potansiyelin yeterince kullanılamaması gibi genel sorunlar nedeni ile toplam talebin tamamını karşılayamamaktadır. Bu nedenle de arz eksikliği oluşmaktadır.

Önemli bir konu da bütçe olanakları kapsamında tarım üreticisine önemli miktarda destek verilse de çiftçimizin rekabet etmek zorunda kaldığı gelişmiş ülkelerin tarım üreticileri ile karşılaştırıldığında maalesef düşük düzeyde kalmaktadır
Fiyatı artan her ürünün ithal edilerek fiyatların düşürülmesine yönelik bir politika izlenmektedir. Ancak ithalat temelli yani sonuç odaklı politika yerine fiyat artışını doğuran nedenler üzerinde durulması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir.
Çiftçi ister bitkisel üretim yapsın ister hayvancılık yapsın, önemli bir bölümü zaten ithalata dayalı. Tohum ithal, İlaç-gübre kullanacak onun da ya kendisi ya hammaddesi ithal, mazot kullanacak, o da dışa bağımlı, bu düzeyde ithalata bağlı bir üretim yapılırken, bir de ürün ithal edilirse o zaman üretici sektörün dışına itilir.
İthalat temelli tarım politikaları yerine fiyat artışını doğuran nedenlere odaklanılması gerekmektedir.

Hükümet, sert bir şekilde artan gıda fiyatlarına müdahale için ithalat başta olmak üzere çeşitli yöntemlere başvurmuş ve fiyatları düşürmek için kırmızı et, hububat, bakliyat gibi birçok üründe gümrük vergilerini düşürmek ya da sıfırlamak gibi yollar seçmiştir, İthalatla fiyat dengesi sağlanmaya çalışılırken, kurdaki rekor seviyeler bunun önündeki engel oluşturmaktadır.

İklim Değişikliğine Uyumlu Bir Tarım Politikası Geliştirmeli
Türkiye’nin iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenecek ülkelerden biri olarak görünmektedir. Bu konuda mevsim değişikliğinin kuraklığa etkileri şöyle özetlenmiştir;
‘’Birçok üründe ekim zamanı değişmiş, gecikmeli yapılıyor. Birçok üründe buna bağlı olarak hasat değişti. Örneğin bu yıl zeytin hasadı, fındık hasadı geç başladı. Buğday başta olmak üzere bazı ürünler hava koşulları nedeniyle yeterince gelişim gösteremedi. Belki bazı ürünler yeniden ekilecek ve bunun maliyeti arttırıcı bir etkisi var. Beklenen yağışlar gecikiyor, soğuklar mart ayında da devam edecek olursa kayısı, badem gibi en erken çiçek açan meyveler ciddi bir zarar görecek. Bu da üretimin azalması anlamına geliyor. Türkiye’nin iklim değişikliğine uygun yani suyu dikkate alan bir tarım politikası geliştirmesi gerekiyor.’’ Ali Ekber Yıldırım/Dünya gazetesi
Tarımsal destek sistemlerinin kaynak aktarımı, kaynak transferi yönünde değil üretim ve yatırımı destekleyecek şekilde olmalıdır ve girdi desteğinden pazar desteğine kadar birçok noktada çeşitlendirilmelidir.

Çiftçinin Milli Gelirden Aldığı Pay
Tarım için hep stratejik bir sektör diyoruz ama çiftçinin milli gelirden aldığı paya baktığımızda durum pek de iyi değil. Türkiye’de nüfusun yaklaşık % 20’sinin tarım sektöründe uğraş vermektedir. Buna karşın milli gelirden elde ettiği pay % 6’ya kadar düştü. Yani tabanda yoksulluğun paylaşıldığı bir sektör…
Tarımda Arz-talep dengesi ve fiyat istikrarsızlığı yüzünden iş dönüp dolaşıp ithalata dayanmakta ve ithalat çiftçinin tarımla olan bağını koparmaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2017 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre; Sanayi, inşaat ve hizmet sektöründe gelirler artarken bir tek tarımda gelirler azalmış görünmektedir.

Son olarak;
Ekonomik büyüme ister tarımsal temelli, ister sanayi dayanaklı olsun, hiç bir ülke birini kalkındırırken diğer sektörü göz ardı edemez, tarım sektörü göz ardı edilmiştir bunun sancılarını yaşayan ülke durumundayız ne yazık ki.
Bunu gidermenin yolu; AB ülkeleri ve ABD’de uygulanan uzun süreli tarım politikaları ayarında planlamalar yapmak ve en önemlisi de ürün satış fiyatı ile maliyet arasındaki farkı azaltmak için hemen harekete geçmektir.
Yine bir dipnot olarak belirtmek isterim ki ilk tarım ( ziraat ) sayımı 1927 yılında son tarım sayımı ise 2001 yılında, toplamda ise Türkiye’de 7 kez tarım sayımı yapılmıştır.
Dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik, peki ya şimdi?
Çiftçiyi ve fiyatları disipline etmek için yapılan ithalat konusundaki hatalar nereye kadar devam edecek? yani tarımda dışa bağımlılık nereye kadar devam edecek?

FATMA ACAR ÜNLÜ 2018-10-24

Kaynak : Sayın İrfan Donat ve sayın Prof. Dr. Bülent Gülçubuk ( Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi ) Bloomberg HT
Prof Dr.Veysel Ulusoy / Ekonomik Analiz – Tarım Raporu
Ali Ekber Yıldırım / Dünya Gazetesi