Kısmi Liberalizasyon ve Planlı Kalkınma Dönemi

0
240

1950-1962 Kısmi Liberalizasyon Dönemi

1950 yılına gelindiğinde kısa süre önce kurulmuş olan Demokrat Parti(DP) 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimleri kazanarak iktidara gelmiştir. DP’nin ekonomik görüşü liberal ekonomi politikalarının uygulanmasıydı. DP iktidara geldikten sonra Türkiye ekonomisinde liberal etkiler görülmeye başlandı. Hatta DP’nin iktidara geldiği 1950’den sonra yürütülen ekonomi politikalarının “Barker Raporu” olarak bilinen “Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası” tarafından hazırlanan rapora uygun olarak yürütülmüştür. (Baytal, 2007, s. 552)

Menderes hükümeti yabancı sermayenin ülkeye gelişini teşvik etmek için, Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu’nu yürürlüğe koymuştur. Buna ek olarak; Türkiye’nin petrol kaynaklarını özel girişim ve yabancı sermaye eliyle işletmeyi amaçlayan Petrol Kanunu da 7 Mart 1954 tarihinde çıkartılmıştır.

Ekonomide ki serbestleşme eğilimi dış ticarette de kendisini göstermiştir. 1946’dan itibaren ithalat önündeki fiyat ve miktar sınırlamaları kaldırılmış böylece ithalatta önemli artışlar gözlemlenmiştir. Bu artışların iki nedeni vardır; birincisi özellikle 1950’den itibaren artan yabancı sermaye yatırımların ve başta Marshall yardımları olmak üzere yabancı yardımların tüketim talebini artırmasıdır. İkinci neden ise, izlenen ekonomi politikaları nedeniyle artan ithal girdi kullanımıdır. (Kepenek, 2012, s. 119) Bu artışlar 1953 yılına kadar sürmüştür. İhracatta da artışlar görülmekle birlikte dış ticaret açıkları hızla artmıştır. 1946’da yapılan devalüasyondan 1953 yılına kadar göreceli bir ticaret serbestliği politikası izlendiği söylenebilir. (Kepenek, 2012, s. 117)

1953 yılından itibaren, artan ithalat artışlarının önüne geçmek için DP hükümeti bazı önlemler almıştır. Bu sınırlamaların en önemlisi II. Dünya Savaşı yıllarından sonra yürürlükten kaldırılmış olan Milli Koruma Kanunu’nun tekrardan yürürlüğe konulmuş olmasıdır. Fakat ithalat için getirilen bu sınırlamalar, ithal girdiye ihtiyaç duyan sanayi kesiminde de bir daralmaya neden olmuştur. (Balkanlı, 2002) 4 Ağustos 1958’de TL’nin devalüe edilmesi, ithalat önündeki engellerin hafifletilmesi, para arzının ve bütçe harcamalarının kısılması, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ürün ve fiyatların yükseltilmesini kapsayan bir istikrar programı uygulamaya konulmuştur. (Savrul, Özel, & Kılıç, 2013, s. 67) Buna ek olarak, ekonomide darlığı hissedilen malların ithali için 28 Eylül 1958 tarihinde ilan edilen kota ile ithalatı zorunlu olan bazı mallara kontenjan açılmış, Ağustos 1959’da ise kota sistemi biraz daha genişletilmiştir. (Seymen D. A., 2009, s. 23)

Dış ticarette liberalleşme eğilimi ile Avrupa ülkelerine ekonomik anlamda yakınlaşma isteği ile Türkiye 31 Temmuz 1959’da Avrupa Ekonomi Topluluğu’na (AET) üyelik başvurusu yapmıştır. Sonuç olarak 12 Eylül 1963’te İnönü Hükümeti ve Topluluk yetkilileri arasında Ankara’da Ankara Anlaşması imzalanıp 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girmiştir. (Uysal, 2001, s. 142)

Şekil 3.3’te 1950-1962 dönemi dış ticaret verileri verilmiştir. Bu dönemde dış ticaret açığı verildiği görülmektedir. İhracatın ithalatı karşılama oranı ilgili dönemde azalmıştır. 1950 yılında %92,2 iken, 1962 yılında %61,5’e düşmüştür. İhracat verisine baktığımızda aynı seviyelerde kaldığı söylenebilirken, ithalatın 1950 ile 1962 yılları kıyaslandığına üç kat arttığı görülebilir.

1963-1980 Planlı Kalkınma Dönemi

1960 yılından sonra ekonomi ve dış ticaret alanlarında Türkiye “Planlı Kalkınma Dönemi” olarak adlandırılan yeni bir döneme girmiştir. Bu dönemde ekonomi beş yıllık kalkınma planları ile yönlendirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemin en önemli özelliği, “ithal ikamesine yönelik sanayileşme stratejisinin” kalkınma planları ile uygulanmaya çalışılmasıdır. (Seymen D. A., 2009, s. 24)

İthal ikamesine yönelik sanayileşme stratejilerinin ana amaçları;

• Türkiye’nin dış ticaret politikasının uluslararası uzmanlaşma ve işbirliğinin sağladığı olanaklardan en iyi şekilde yararlanması,
• Mevcut dönemde karşılaştırmalı olarak üstünlüğe sahip olunmasa bile, gelecekte yararlanabileceği düşünülen sektörlerin uluslararası rekabete karşı korunması,
• Yeni kurulan sanayilerin gümrük tarifeleri ve kotalar ile korunması, ancak bu korumanın belirli bir deneyim aşamasının ardından kaldırılacağı,

Ancak kurulan sanayilerin korunması politikasının kademeli olarak bırakılacak olması piyasalar açısından inandırıcı olmamıştır. Çünkü bu sektörlerde ki üretim iç talebi karşılayacak düzeye erişmesine rağmen korumacı tedbirler kaldırılmamıştır. Yapılan yanlış uygulamalar Türkiye’de montaj sanayinin gelişmesine ön ayak olmuş, bu yüzden hem ithalat artmış, hem de dövize olan ihtiyaç artmıştır.

Türkiye 1970’li yıllarda sanayi stratejisinden dolayı sorunlar yaşarken, bir de aniden patlak veren petrol krizlerinden olumsuz olarak etkilenmiştir. Petrol Krizi, 15 Ekim 1973 tarihinde Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliğinin (OAPEC) Yom Kippur Savaşı’nda ABD’nin İsrail Ordusuna destek vermesine karşılık olarak ilan ettiği petrol ambargosuna denmektedir. (Arslan, 2011) OAPEC, ABD ve savaşta İsrail’den yana tavır sergileyen ülkelere artık petrol ihraç etmeyeceğini bildirir. Bununla beraber OPEC üyesi ülkeler dünya petrol fiyatlarını yükselterek ülkelerine giren kaynakları artırmaya karar vermesi Türkiye gibi gelişmekte olan ülke ekonomilerini doğrudan etkilemiştir. Dolaylı etkisi ise, Türkiye gibi ithalat bağımlılığı yüksek bir ülkenin ithal ettiği malların fiyatlarının artması sebebiyle artık daha çok dövize ihtiyaç duymasıdır.

1977’ye gelindiğinde döviz sıkıntısı iyice artmış ayrıca ülkenin içinde bulunduğu siyasi karışıklığa ek olarak uygulanan yanlış ekonomi politikaları nedeniyle ekonomik istikrar iyice bozulmuştur.

Şekil 3.4 te 1963-1980 dönemi dış ticaret verileri verilmiştir. İlgili dönemde her yıl dış ticaret açığı verildiği görülmektedir. Ayrıca ihracatın ithalatı ithalatı karşılama oranının 1965 yılında %81,1 iken, 1975 yılında % 29,6 ya kadar gerilediği görülmektedir. Dış ticaret dengesinin sürekli açık verdiği fakat özellikle 1974 yılından itibaren bu açığın hızla arttığı görülmektedir. İhracat ve ithalat kalemlerine baktığımızda ise, ikisinin de arttığı fakat ithalat artışının ihracat artışının üstünde gerçekleştiği görülmektedir.

Cevap Ver

Yorumunuzu yazınız!
adınızı yazın