Bir Başka Kapitalizm ve Kapitalizmin Geçmişi

0
769

Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söyleyerek başlıyorum. Zira aslında bu kadar basit bir konuda dahi farklı sosyo-ekonomik kesimlerde bile bir uzlaşı olmadığını çeşitli tanımlamaların ve görüşlerin olduğunu görüyorum.

Kapitalizm, bir toplumun üretim yapısı ve biçimidir. Yani X toplumunun ekonomik tercihidir. Kapitalizm bir ideoloji değildir. Kapitalizm şu üç günlük dünyada yalnızca şeytanlaşmış ve içinde en basit ahlaki normlara dair hiçbir şey kalmamış kişilerin veya devletlerin kötü bir özelliği değildir. Daha da dehşet verici olan bir diğer not, kapitalizmi ve emperyalizmi hiç utanmadan aynı cümlede sanki abi-kardeşmiş gibi kullananlar için geliyor. Düşman başına! Bu yazıda kapitalizm ile ilgili farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım. Çünkü bir çoğumuz bu kavramı “öcü” kavramı ile bir tuttuk veya tutuyoruz. Hadi madalyonun diğer yüzüne bakalım.

Madem kapitalizmden bahsedeceğiz, tarihte biraz geriye gitmemiz elzemdir. Lütfen sıkılmayın zira olabildiğince kısa tutacağım. Ekonomi ve siyaset biliminde kapitalizm nispeten yeni sayılabilecek bir olgudur. Özellikle feodal dönem sonrasında ortaya çıkmış bir olgudur. Feodal dönemde kendisinin ve ailesinin karnını doyurabilecek kadar üretim yapabilen köylüler ve canı ne isterse onu yapan aristokrat ve diğer elitler vardı. Bu dönemde üretim yaparak para kazanmak ekonominin temelinde olan bir faaliyet türü değildi. Hatta bazı doğu kültürlerinde ihtiyaçtan fazla üretim yapmanın ayıp sayıldığını belirtelim. Fakat feodal dönemin sona ermesiyle birlikte tarım ekonomisinden sanayi ve hizmet ekonomisine hızlı bir geçiş olmuştur. Bu geçişin nedenlerini ve sosyal dinamiklerini ayrıca bir yazıda tartışırız.

Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi

Britanya’daki Sanayi Devrimi ile birlikte kapitalizmde ortaya çıkmış oldu. Dikkat ediniz, kavramın ortaya çıkışındaki temel tetikleyici sanayidir. Yani ortaya bir fikir kümesi veya paradigma, diğer bir deyişle bir ideoloji çıkmamıştır. Ortaya çıkanlar fabrikalardır, işçilerdir, seri üretimdir.  Üretilen malın tüketicinin talepleri doğrultusunda şekillenmesidir. E haliyle İngiltere’deki insanların hoşuna gitmiştir çünkü fakir doğan ve babasının da fakir olması sebebiyle asla hayallerine ulaşamayacak olan gariban köylü çocuğu, hayallerini satın alabilme imkanına erişmiştir. Evet, kapitalizm ellerinde kırbaç olan işverenlerin gariban köylüleri sürekli işkence ederek 24 saat fabrikalarda çalıştırdığı ve karşılığında bir somun ekmek verdiği bir sistem değildir! O dönem şartlarında, kapitalizm umudun adıdır.

kapitalizm
kapitalizm

Savaşlar ve ticaret ile birlikte kısa sürede Dünya’ya yayılan kapitalizm farklı kesimlerce farklı algılanır. Örneğin bir marksist için, kapitalizm feodalizmden komünizme geçişte bir ara formdur. Bu aşamanın doğasında sömürü ve sınıf çatışması vardır. Ne de olsa Marx’a göre, bir işçinin daha fazla para kazanması onun hayat şartlarını iyileştirmeyecektir. Daha fazla para kazanan proleter daha fazla çocuk yapacaktır ve bu çocuklar zamanla aynı şekilde iş gücüne katılacak ve değişen tek şey sömürünün dozu olacaktır. Nihayet proletarya isyan edecek ve ortaya kolektif ve önlenemez bir değişim dinamiği çıkacaktır. Hey gidi Marx! Dolayısıyla bir Marksist için kapitalizm kendi sonunu getirecek dinamiklere sahip bir modeldir. Liberaller de kapitalizmi bir süreç olarak algılar fakat son durak komünizm değildir. Yalnızca sürekli olarak kendini güncelleyecek ve kapital düzen devam edecektir. Çünkü insanın doğasına uygun olan budur. Liberaller insan doğası derken elbette bireyci, çatışmacı ve özgürlükçü bir doğadan bahsederler.

Kapitalizm deyince altı çizilmesi gereken kavramlar rekabet, ekonomik özgürlükler ve refahtır. Bu unsurlar piyasa tarafından toplum yararına yönlendirilir. Elbette devlet baba o demir yumruğunu uzak tutarsa! Anlaşılacağı üzere liberaller (kast edilen klasik liberaller veya Liberteryenlerdir. Bu kavramlar hakkında ayrıntılı bilgi için “negatif özgürlükler” üzerine okuma yapılabilir.) piyasaya müdahaleden pek hoşlanmazlar. Elbette diğer bir fraksiyon olarak 19.yüzyıldan itibaren gelişen ve kendilerini sosyal liberaller olarak tanımlayan bir grup, devletin sosyal adaleti gerçekleştirmek için ekonomiye müdahalesine sıcak bakar. Bu noktaya kadar söylenenleri bir cümlede toparlayalım. “Kapitalizm; üretim ve paylaşımın özel mülkiyet ve özgür bireyler temelinde piyasa mekanizmalarına bırakıldığı bir sistemdir.”

Yukarıda kapitalizmin de temelinde sayılabilecek bazı kavramlardan bahsettik. Bireycilik, çatışmacılık ve özgürlükçülük gibi. Bunların nasıl bir önemi haiz olduğunu teşbih yaparak açıklayalım. Adam Smith, insanın bencilliğinin onun refahı için ilk şart olduğunu söylemiştir. Nasıl yani? Örneğin, akşam yemek masasına oturduğunuzda masanızda bulunan şeylerin, aslında onları üretenlerin bencilliklerinin bir ürünü olmadığını iddia edebilir misiniz? Sizce ekmek, fırıncının iyi kalpli ve paylaşımcı olmasının mı sonucudur? Ya da masanızdaki et, kasabın sizin için yaptığı bir iyilik midir? Onların bencil davranışları sayesinde siz yemek yiyebilirsiniz. Aynı şekilde eğer fırıncının doğası çatışmacı olmasaydı, hemen yanındaki bir diğer fırıncıyı rakibi olarak görmezdi. Dolayısıyla size, ondan daha ucuza ve daha kaliteli ekmeği satmazdı. Bu özellikler insanın doğasında var ve onlardan asla kaçamayız. Kapitalizmin yaptığı şey, bu özellikleri bizim yararımıza olacak şekilde düzenlemesidir.

Kapitalizm ve Birey

Siz değerli ekonomist adayları benden daha iyi biliyorsunuz ki, piyasa ekonomisinde bireyin gelirinin faydası, ulusal gelire katkısı ile ölçülür. Birey kendi gelirini artırmaya çalışırken topluma da katkı sağlar. Daha fazla üretmesi, kendi bireysel gelirini artırma çabasıdır. Fakat bencil çıkarının peşinde koşarken toplumsal refahı da artırmış olur. Bu sebeple, liberallere göre, piyasada tam ve özgür bir rekabet ortamı olmazsa, tekeli elinde bulunduranlar kısıtlı üretim yaparak refah artışını engeller. Çok sayıda müteşebbisin olması aslında biz tüketici için ideal olandır. Çünkü kapitalizmin gelişmesi, herkesin (müteşebbislerin) müşteriye daha iyi ve daha ucuz hizmet sağlama hakkına sahip olmasına dayanır. Bu düstur, çok kısa sürede tüm dünyayı değiştirdi ve tüm dünyada nüfusun katlanması sebep oldu.

Kapitalizm ve Gerçekler

Kapitalizm ile ilgili bence en tuhaf olan gerçekten bahsetmem lazım. Bunu ne zaman dilendirsem masadaki bir arkadaşımdan kuvvetli bir itiraz yükselir. Kapitalizmin çok kötü bir şey olduğu, insanlığın başındaki en büyük bela olduğu gibi bilumum karalamalar karşısında sıkça bu argümanı kullanırım. Biliyorsunuz ki, gezegenimizin nüfusu günümüzde, kapitalizmin ortaya çıktığı dönemdekinden 10 kat (aşağı yukarı) fazladır. Yine biliyorsunuz ki, günümüzde hepimiz, atalarımızın sahip olduğu imkanlardan çok daha yüksek imkanlara sahibiz. Eğer kapitalizm olmasaydı, biz şu an yaşayan 10 kişiden biri olabileceğimizden nasıl emin olabiliriz? 9/10 şansla hayatta olamayabilirdik. Bugün, yalnızca nefes almamız bile, kapitalizmin bir başarısı değil midir? Hayatınızın çok değerli olduğunu düşünüp düşünmemeniz ayrı bir konu tabii!

Son olarak bir de bir kapitalistin gözüyle devlet ve insan konusuna değinelim. Bugün biz, bir milliyetçinin, muhafazakarın, marksistin ve hatta anarşistin “Devlet Babadan” ne beklediğini biliyoruz, gözlemliyoruz. Türkiye’de bu çok kolay! Bir klasik liberal ve kapitalist için devletin ve hükümetin fonksiyonu, idaresi altındaki insanların hayatlarını ve mülkiyetlerini iç ve dış mihraklardan koruması, ortaya çıkan toplumsal olayları yatıştırması ve diğer taraftan hayallerinin peşinden koşan insanları özgür bırakmasıdır. Buradaki özgürlük kavramı içinde bir sorumluluk barındırır. Yani her birey tercihlerinden sorumludur ve sonuçlarına katlanır. “Devler Baba” affedici değildir, olamaz. Eğer affederse birey tembelleşir, kısa yollara sapma olasılığı artar. Dolayısıyla ideal devlet bireyle uğraşmaz, o gayesinin ve hayalinin peşinden giderken ona barışçıl ve özgür bir ortam sağlar. Çünkü devlet, daha fazlasını değil de yalnızca bunu yaparsa insanlar/piyasa zaten devletin kendi başına üretebileceğinden fazlasını üretir.

Son olarak Avusturya iktisat ekolünden Dr. Ludwig von Mises’ten bir alıntı ile yazıyı sonlandıralım. Umarım kapitalizm konusunda bir başka perspektif gösterebilmişimdir. Çünkü bununla savaşmak yerine uyum sağlamak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

“Ekonomik politikalarda mucizeler yoktur. Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinden ve tahribatından sonra yeniden iyileşmesini anlatan Alman ekonomik mucizesi adı altında birçok çalışma okumuşsunuzdur. Fakat bu bir mucize değildi. Bu, tüm yönleriyle olmasa da, serbest piyasa ekonomisi ilkelerinin ve kapitalizmin yöntemlerinin uygulanmasıydı. Her ne kadar ekonomik iyileşmenin bir mucizeden kaynaklanmadığını konusunda ısrarcı olmam gerekse de her ülke, aynı ekonomik “mucizeyi” yaşayabilir. Bu mucize dediğiniz, güçlü ekonomik politikaların kararlılıkla uygulanması sonucu ortaya çıkar.”

Cevap Ver

Yorumunuzu yazınız!
adınızı yazın